a daisy for Daisy

a daisy for Daisy

Para

Yakında...

Ramazan

Sevdiğim bir dostum bana dese ki; "Bir ay boyunca güneşin doğuşu ile batışı arasında hiç bir şey yemiyeceksin, içmeyeceksin". Yahut anne-babam, dedem halam, teyzem, eşim-dostum, patronum,kardeşim... benden bunu rica etse yada emretse yahut karşılığında bir vaatte bulunsa acaba kabul eder miydim? Hayır etmezdim. Açlıkla aram hiç de iyi olmayan ben böyle bir şeyi kabul etmezdim. Etsen bile görmediği bir zamanda ağzına bişeylar atabilirsin. Oysa Ramazan ayında Allah(celle celalihu)'ın tutmamızı istediği orucu tutarken ne sokakta,ne evinde, ne de kimsenin görmediği bir yerde birşey yemiyor içmiyoruz. Elbette bunun aksini yapanlar, sadece gösteriş yapanlar var. Fakat çoğumuz samimi olarak tutuyoruz orucu. Bizler sırf Allah(c.c.) istediği için açlığa tahammül ediyoruz. İşte Ramazan'ın bereketi bundan gelir. İnsanlar namazları ve diğer amelleri kendileri için yaparlar. Oysa ki orucu sadece Allah(c.c.) için tutarlar. Allah(c.c.) da oruç tutanlara yardım eder. Normalde insanın bu kadar saat aç ve susuz kalması dayanılmaz olabilir. Ama oruç tutarken, özellikle de Ramazanda zaman su gibi akıp geçiyor ve Allah(c.c)'ın yardımıyla dayanıyoruz.


Ramazan ayı bana göre müslümanların birlik ve beraberliğinin hiç olmadığı kadar arttığı ve insanların yardımlaşmada zirveye ulaştığı bir ay. Herkes fitresini zekatını veriyor. Fakirler, yoksullar o zekat ve fitrelerle seviniyor, dağıtılan sahur ve iftar yemeklerinde karınlarını doyuruyorlar. Ve o iftar çadırlarında her türden insan beraber iftarını açıyor. Teravih namazında camiler doluyor. Farz olan günlük 17 rekat namazı kılmayanlar bile gelip sünnet olan 20 rekatlık teravih namazını kılıyor.

Sahur ve iftar davetleri ramazanın ayrı bir güzelliği. Köyde imamlık yapan bir arkadaşım her ramazan gününde sahur ve iftar daveti aldığını söyledi. Öyle ki evde sahur ve iftar yapmayı özlemiş. Onları da kıramıyormuş. Öyle güzel insanlar ki davet için birbirleriyle yarış ediyorlarmış. Başkasına sözüm var deyince üzülüyorlarmış. İftar davetini biliyorum ama hergün hergün sahur davetini ilk defa duydum. Daha ne güzellikler yaşatıyor bu memleket içinde de biz farkında değiliz.
Geçen gün de arkadaşlarla Eyüp Sultan'a sahura gittik. Aslında olay şöyle gelişti. Biz Teravihe diye çıktık. Küçük Mecidiye'de namazı kıldık. Namazdan sonra biraz dolaştık baktık saat olmuş 12. Bu saatten sonra nasıl dönücez diye düşündük. Sürekli gittiğimiz gece-gündüz açık olan bir nargile-çay evi var. Oraya uğramadan olmazdı. Oradaki arkadaşlar Eyüp Sultan'da sahur yapalım dediler. Baktık muhabbet falan derken saat olmuş 2. E yapalım. Sonra pideler yapıldı. Nevaleler hazırlandı ve yola çıkıldı. Saat sabahın 3'ünde o mübarek mekanın gündüzden farkı yok. Caminin bahçesi dolup da taşmıştı. Öyle ki cami etrafındaki parklar bile doluydu. Kalabalıktan hoşlanmayan ahâli olarak daha sakin bir yer aradık. İlerde haliçin kıyısında bir park bulduk hemen yerleştik. Nevale olarak peynir,zeytin, salam, reçel gibi kahvaltılık ve tabiki ramazanın vazgeçilmez jönü pide vardı. 11 kişi yedik, içtik, muhabbetimizi ettik. Parkta bizim gibi sahur yapmaya gelen, ama çook uzaklardan gelenler de vardı. Ta Ankara'dan gelmişler. O gün eğlenceli ve dolu dolu bir sahur yaşadık. Ramazan'ın en tatlı sahurunu orada yaptım. Orada sahur yapıp da Eyüp Sultan'da sabah namazını kılmamak olmaz. Fakat oldu işte. Çok kalabalıktır, yer bulamayız deyip caz cuz yapınca Fatih Camiinde kılarız dedik. Fatih Camiine geldik bu sefer dediler oo daha bir saat var. Bütün gece uyanık kalınca uyku da fena bastırdı. Sonra herkes evine dağıldı. Bir de namazı Eyüp Sultan'da kılsaydık tam dört dörtlük olucaktı. Neyse artık seneye yaparız inşallah.
Bu ayda şeytan zincire vurulur. Peygamber Efendimiz(s.a.s) buyuruyor ki "Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz. "Her Müslümanın kalbinde hissettiği bir ses yükselir: "Ey iyiliklere istekli olanlar, hayra yönelin! "Ey kötülüğe arzu duyanlar, kendinizi tutun!"Allah'ın bu gece Cehennemden kurtardığı pek çok kimseler olacaktır. Bu hal Ramazan'ın bütün gecelerinde tekrarlanır." (Buhari, Savm:5; Müslim, Sıyâm:2.) Peki hâlâ nasıl günah işleniyor? Neden orucunu yiyenler var? Şeytan insanın tek düşmanı değildir. Nefis de insanın düşmanıdır. Ve şeytanlar zincirlere vurulmuştur fakat bu etkilerinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bu şekilde etkisi azatılmıştır. Eğer tamamen etkisi ortadan kaldırılsaydı kimse günah işlemezdi. O zaman da dünyadaki imtihan ortadan kalkardı. Müslümanlar şeytanın yokluğundan faydalanmalı ve o varken yapamayacaklarını şimdi, o yokken yapmalı. Zaten onların zincire vurulma nedeni de insanların faydalanmaları içindir. Allah(c.c.) bu ayda insanlara bu güzelliği de ihsan etmiş. Dikkat ederseniz siz de şeytanın yokluğunun farkına varırsınız. Şeytan zincire vurulmasa belki orucumuzu bile zor tutucaktık. İnşallah mü'minler bu değerli ve kısa zamanı değerlendirecekler.
Ramazan güzellikle ve samimiyetle dolu bir ay. Güzel günler hızlı geçer. Ramazan, her defasında "ne çabuk geçti" dediğimiz 11 ayın sultanı. Hayırlı Ramazanlar...

ÖSS

ÖSS gibi öcü şeylerden bile hoş şeyler çıkabiliyor.
Ben işte bu yüzden giriyorum sınava...



2008-ÖSS
1.Bölüm Türkçe
22.Çok uzun zamandır tartışılan bu konuda en güzel
sözü Milan Kundera söylüyor: “Roman 21. yüzyıla
yakışmıyor.” Bence de roman 21. yüzyıla yakışmıyor.
Çünkü bu yüzyıldaki insanların yaşam biçimi,
ne ağır şeyleri okumaya ne de oturup ağır şeyler
yazmaya izin veriyor.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık
söylenmiş olabilir?
A) Günümüzde romanın öteki yazınsal türler arasındaki yeri nedir?
B) Okurların romandan beklentileri nelerdir?
C) Sizce roman neden artık hiç ilgi görmüyor?
D) Romanı öteki türlerden ayıran özellikler değişti mi?
E) Roman okumanın kendine özgü bir yöntemi var mıdır?


2.Bölüm Edebiyat-Sosyal
26. Bir İtalyan soylusu, denizi hiç görmemiş birinin şaşkınlığına
tanık olmak istemiş; taşralı, yoksul bir halatçıyı
alıp Napoli Körfezi’ne götürmüş. Körfeze vardıklarında,
gökle denizin o kocaman, muhteşem mavi
gülüşünün buluştuğu yerde yoksul halatçı, gözünü
gemi direkleri, zincirleri, halat ve palamarlar yığınının
ortasına dikmiş. Yüzü keyifli bir şaşkınlıkla aydınlanmış
ve dayanamayarak “Ne çok halat var!” diye haykırmış.
Bu parçada halatçının tepkisi aşağıdakilerden
hangisiyle ilişkilendirilebilir?

A) Algıda seçicilik B) Algıda örgütlenme
C) Algı yanılması D) Algıda değişmezlik
E) Algıda bütünlük

Güzellik

Güzellik, sevdiğin insanda sadece senin görebileceğin, duygularının etkisiyle var olan ve senin dışındaki diğer bir çok insanın göremediği, somut olmayan bir yansımadır. Asıl ve kalıcı güzellik budur.

mutluluk

İnsanoğlunun en belirgin özelliğidir bu.

Hedef ulaşmak için çaba sarf etmek, hedefe ulaşmaktan daha tatlıdır ;)

İlginç bir durumdur ki bu olay her insanın genelde farkında olmadan yaşadığı bir şey.

Zaten istediğimiz bir şeyi elde etttiğimizde durmayız başka bir şey daha isteriz.. Ve daha daha ve daha da fazlasını....

İnsanoğlu kanımca genel itibariyle aç gözlü bir yapıya sahip. Ne yese doymuyor daha başkasını, farklısını istiyor. Bu da nefistir zaten. "Nefis bir ateş gibidir, ne kadar beslersen o kadar büyür" sözünü hatırlamışsınızdır.

Bu konuyu "normal" görmek en mantıklısı :) Çünkü her insan aynı şeyi yapıyor, hissediyor.

Peki bir insan elindekilerinle yetinip mutlu olamaz mı?
İşte asıl soru bu olmalı.

Bence insan mutlu olur. Ama her zaman mutluluğun süresi kısadır. Eğer hayatınıza gözden geçirirseniz bunu siz de anlarsınız. Mutlu anlar her zaman kısa sürer. Sanırım bu yukarıda telaffuz etmeye çalıştığım doymama arzusundan kaynaklanıyor. Belki mutlu olmaktan bile sıkılıyoruz :roll:

( böyle konular insanı deli eder biraz . Girdikçe daha da derine girersin. daha da kuytuya ve bilinmeze, bilinemeyene... bilemeyince de bulamayınca da ya sıkılıp bırakırsın yada kafaya takar stres yaparsın. )

Mutlu olmaya çalışmak mı mutlu olmak mı? Hangisini terchi ediyoruz? Hangisini tercih etmeliyiz?
ve en zor soru? Hangisi bizi mutlu kılar? :)


Peki ya cennet. Orada mutlu olabilecek miyiz? Sanırım bunun cevabı "evet".

Soruları cevaplamaya gerek kalmadı. Ve düşünmeye de..

Eğer mutlu olmak istiyorsan cennete girmelisin ;)
Bunun için ne yapman gerektiğini de Kur'an'dan ve hadislerden öğrenebilirsin.
Çok zor da birşey değil. Hatta bazen eğlenceli bile oluyor.
Özellikle şeytana karşı gelmek :)

Bir şeyi atladık burada.
"Aşk"ı.. bir bilinmez de kendileri oluyor. Belki mutluluğun bir kısmını da o sahiplenmiştir hı ne dersiniz ?
:)

neyse ben konuyu yeterince dağıttım. Kimse toplamaya çalışmasın. Toplayınca mutlu olabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun :) (bknz. 8. prf)

mutlu ve esen kalın :) tabi başarabiliyorsanız

Benim Rengim Siyah


Benim rengim siyah.
Onca renk varken, mavi, sarı, kırmızı, yeşil varken neden siyah?
Çünkü siyah diğerlerinden farklıdır. Sıradan gözükür, göze çarpmaz ama asla gözüktüğü kadar basit değildir. Birkere tüm renkleri içinde bulunduran tek renktir siyah
Sarının rahatsız edici parlaklığını, kırmızının bencil cırtlaklığını, morun soğukluğunu egale edip yeşilin huzurunu,
beyazın sadeliğini benimseyip, lacivertin asaletini önplana çıkartan siyah benim siyahım.
siyah derindir. Herkes bakar ama herkes göremez siyah duygusunu.
Siyah, tüm renklerin başlangıcı ve sonudur, her zaman siyah kalacaktır. Siyah bana bu yazıyı yazdırandır.
Siyah, bu yazının, saçımın rengidir. Siyah her zaman karanlıktır. Ama içi aydınlıktır
siyahın.
Siyah benim rengim. Tenimin rengi değil ruhumun rengi.


Siyah insandır